Neden Şiiler Beş Vakit Namazı Üç Vakitte Kılmaktadırlar?
Haberin Kodu: 220606 Tarih: 2011/01/10 - 16:40: Ehl-i Beyt Haber Ajansı ABNAprint

Neden Şiiler Beş Vakit Namazı Üç Vakitte Kılmaktadırlar?

Cevap: İlk önce konunun anlaşılması için fakihlerin bu konudaki görüşlerini hatırlatmak gerekir: 

 Neden Şiiler Beş Vakit Namazı Üç Vakitte Kılmaktadırlar?
1- Bütün islami gruplar bu konuda Arefe’de öğle ve ikindi namazını bir vakitte birlikte ve arasını ayırmaksızın eda edilebileceği hususunda görüş birliği içindedirler. Muzdelife’de de akşam ve yatsı namazını akşam namazı vaktinde kılmak caizdir.

2- Hanefiler şöyle diyor: Öğlen ve ikindi namazlarını bir vakitte, akşam ve yatsı namazını da bir vakitte kılmak sadece Arefe ve Muzdelife’de caizdir. Diğer yerlerde ise bir arada kılmamak gerekir.

3- Hanbeliler, Malikiler ve Şafiiler ise şöyle diyor: “Öğlen ve ikindi namazını veya akşam ve yatsı namazını belli bir vakitte bir arada kılmak bu adı geçen iki yer dışında yolculuk halinde de caizdir. Bu gruplardan bazısı da iki namazı bir vakitte kılmayı, yağmurun yağması, namaz kılan kimsenin hastalığı ve düşmandan korkması gibi zaruret durumlarında caiz görmektedirler. [1]

4- Şia mezhebi ise öğle ve ikindi namazı ile akşam ve yatsı namazının bir özel vakti ve bir de ortak vakti olduğuna inanmaktadır:

a-Öğlen namazının özel vakti, şer’i öğlen vaktinden (zeval vaktinden) başlamakta ve dört rekat namaz kılınabilecek bir vakte kadar sürmektedir. Bu belli müddet zarfında sadece öğlen namazı kılınabilir.

b-İkindi namazının özel vakti ise o vakitten (dört rekat öğlen namazı müddetinden güneş batımına kadar, sadece ikinci vaktini kılabileceği bir müddete kadardır.

c-Öğlen ve ikindi namazının ortak vakti ise, öğlen namazının özel vaktinden ikindi vaktinin özel vaktinin başlangıcına kadardır.

Şia burada bütün bu ortak vakit müddetince öğlen ve ikindi namazını birlikte ve arasını ayırmaksızın kılınabileceğidir. Ama Ehli sünnet şer’i öğlenin (zeval vaktinin) başlangıcından her şeyin gölgesinin kendi boyu ölçüsünce uzadığı zamana kadarlık süreyi öğlen namazına ayrılmaktadır ve onlara göre ikindi namazı bu müddet zarfında kılınmamalıdır. Ondan sonra da güneş batıncaya dek ikindi vaktine özgüdür. Öğlen vaktini o vakitte kılmak doğru değildir.

d-Akşam namazının özel vakti şer’i grubun başlangıcından üç rekat kılına bilecek zaman müddetincedir. Bu sınırlı müddet zarfında sadece akşam namazını kılmak mümkündür.

e-Yatsı namazının özel vakti ise o vakitten (üç rekat kılınabilecek vakitten sonra) şer’i gece yarısına kadar akşam namazını kılmaya fırsat olacak miktarıncadır. Bu kısa müddet zarfında ise, sadece yatsı namazını kılabiliriz.

f-Akşam ve yatsı namazının ortak vakitleri ise, akşam namazının özel vaktinin sonundan, yatsı namazının özel vaktinin başlangıcına kadar devam etmektedir.

Şianın inandığı esasa göre bu ortak müddet süresince akşam ve yatsı namazını da hiçbir aralık vermeksizin kılmak da mümkündür. Ama Ehl-i Sünnet şöyle diyor: Gurup vaktinin başlangıcından, batıdan şafağın zevaline kadar akşam namazına özgüdür. Yatsı namazını bu müddette kılmamak gerekir. Batıdan şafakın zevalinden şer’i gece yarısına kadar ise, yatsı namazına özgüdür ve akşam namazını bu vakitte kılmak doğru değildir.

Sonuç şudur ki şianın görüşüne göre şer’i öğlen vakti girdikten sonra öğlen namazını kılabilir, hemen ardından da ikindi namazını kılabiliriz veya ikindi namazını özel vaktinin başlangıcına kadar erteleyebiliriz. Böylece öğle vaktini ikindi namazına has vakit girmeden kılabilir ve sonra da ikindi namazını eda edebiliriz. Böylece öğlen ve ikindi namazının aralarını birleştirmiş oluruz. Elbette öğlen namazını zevalden sonra ve ikindi namazını da her şeyin gölgesinin kendisi miktarınca olduğu zaman eda etmek müstahaptır. Hakeza şer’i gurup vakti gelince de akşam namazını kılabilir ve hemen ardından da yatsı namazını kılabiliriz veya akşam namazını, yatsı namazının özel vaktinin yakınına kadar erteleyebiliriz ve böylece akşam namazını yatsı namazının öğlen vakti girmeden eda edebiliriz ve ardından da yatsı namazını kılmaya koyuluruz. Böylece akşam ve yatsı namazını bir arada kılmış oluruz. Gerçi akşam namazını şer’i guruptan sonra ve yatsı namazını da batı tarafından şafağın kızıllığın zevalinden sonra kılmak müstehaptır.

Şianın görüşü işte budur. Lakin Ehl-i Sünnet öğle ve ikindi namazları ile akşam ve yatsı namazlarını mutlak şekilde her yerde ve her şekilde bir arada kılmayı caiz görmemektedir. Dolayısıyla da burada tartışılan konu iki namazı her zaman ve her yerde, her iki namazı birinin vaktinde kılmaktır. Tıpkı iki namazı Arefe ve Müzdelife’de bir arada kılmak gibi.

5- Bütün Müslümanlar Peygamber-i Ekrem’in iki namazı bir arada kıldığı hususunda görüş birliği içindedir. Ama bu rivayetin tefsiri hususunda iki görüş vardır.

a-Şia şöyle diyor: Maksat öğlen namazının ilk vakitlerinde öğle namazı kılındıktan sonra ikindi namazının kılınması ve aynı şekilde akşam namazının ilk vakitlerinde akşam namazı kılındıktan sonra da yatsı namazının kılınmasıdır. Bu konunun zaman mekan veya belli şartlara bağlılığı söz konusu değildir. Her yerde ve her zaman caizdir.

b-Diğerleri ise şöyle diyor: “Rivayetten maksat, öğlen namazını vaktinin sonunda, ikinci namazını da vaktinin evvelinde kılmaktır. Aynı şekilde akşam namazını vaktin sonunda, yatsı namazını da vaktin başında eda etmektir.

Şimdi konunun anlaşılması için konunun rivayetlerini ele alalım ve de bu hadislerden maksadın şianın dediği, yani iki namazı, iki namazdan birinin vaktinde kılmak olduğunu, birini vaktin sonunda diğerini de vaktin evvelinde kılmanın kastedilmediğini ispat edelim:

İşte rivayetler:

1- Hanbeli mezhebinin kurucusu olan Ahmet b. Hanbel, kendi müsnedinde Cabir b. Zeyd’den şöyle rivayet etmektedir: Cabir b. Zeyd şöyle diyor: İbn-i Abbas’dan şöyle dediğini işittim: Peygamber-i Ekrem (s.a.a) ile sekiz rekatı (öğle ve ikindi namazlarını) birlikte ve yedi rekat namazı da (akşam ve yatsı namazını da) bir arada kıldım.” Ben (Cabir b. Zeyd) Ebu Şe’sa’ya şöyle dedim: “Ben Allah Resulü’nün öğle namazını ertelediğini ikindi rekatını da daha önce kıldığını düşünüyorum. Aynı şekilde de akşam namazını ertelemiş ve yatsı namazını erken kılmıştır.” Ebu Şe’sa şöyle dedi: “Ben de böyle düşünüyorum.” Bu rivayet açık bir şekilde Peygamber-i Ekrem’in öğle ve ikindi namazı ile akşam ve yatsı namazını bir arada, ara vermeksizin kıldığını açıklığa kavuşmaktadır. [2]

2- Ahmet b. Hanbel Abdullah b. Şakik’ten şu rivayeti nakletmektedir: İbn-i Abbas ikindi namazından sonra güneş batıncaya kadar bize bir konuşma yaptı. Yıldızlar ortaya çıktı. İnsanlar namaz için seslendiler. Bu arada Beni Tamim kabilesinden birisi habire namaz kelimesini tekrar etti (namaz vaktinin geldiğini sık sık tekrarladı). Bunun üzerine İbn-i Abbas öfkelenerek şöyle dedi: “Sen Peygamber’in sünnetini bana öğretmek mi istiyorsun. Ben Allah Resulü’nün öğle ile ikindi namazını ve aynı şekilde akşam ile yatsı namazını bir arada kıldığına şahit ve tanık oldum.”

Abdullah şöyle diyor: “Bu konuda benim için bir şüphe ortaya çıktı. Dolayısıyla da Ebu Hureyre ile görüşünce kendisine bu konuyu sordum. O da İbn-i Abbas’ın bu sözünü teyit etti.” [3]

Bu hadiste Abdullah b. Abbas ve Ebu Hureyre Peygamber’in öğle namazı ile ikindi namazını ve aynı şekilde akşam namazıyla yatsı namazını bir arada kıldığına ve İbn-i Abbas’ın da Peygamber’in sünnetine uyduğuna tanıklık etmektedir.

3- Maliki mezhebinin kurucusu Malik b. Enes Muvatta adlı kitabında şöyle yazmaktadır: Allah Resulü (s.a.a) düşman korkusu veya yolculuk olmaksızın öğlen ve ikindi namazını birlikte kılıyor, akşam ve yatsı namazını da bir arada eda ediyordu. [4]

4- Malik b. Enes Muaz b. Cebel’den şöyle rivayet etmektedir: “Allah Resulü, öğlen ve ikindi ile akşam ve yatsı namazını bir arada kılardı.” [5]

5- Malik b. Enes Nafi’den ve o da Abdullah b. Ömer’den şöyle rivayet etmektedir: “Allah Resulü (s.a.a) yolculuk için acele ettiğinde, akşam ve yatsı namazını birlikte kılardı.” [6]

6- Malik b. Enes Ebu Hureyre’den şöyle rivayet etmektedir: “Peygamber-i Ekrem Tebük yolunda öğle ve ikindi namazını birlikte kılardı.” [7]

7- Malik b. Enes Muvatta adlı kitabında, Nafi’den şöyle rivayet etmektedir: “Emirler akşam ve yatsı namazını yağmurlu havada bir arada kıldığı zaman Abdullah b. Ömer de her iki namazı bir arada eda ediyordu.” [8]

8- Malik b. Enes, Ali b. Hüseyin’den naklen şöyle yazmaktadır: “Peygamber gündüz yolculuğa çıkmak istediğinde öğle ve ikindi namazını birlikte eda ediyordu. Gece bir yolu katetmek istediğinde de akşam ve yatsı namazını bir arada eda ediyordu.” [9]

9- Muhammed Zerkani Muvatta’nın şerhinde Ebi Şe’sa’da şöyle rivayet etmektedir: “Abdullah b. Abbas, Basra şehrinde öğlen ve ikindi namazını birlikte kıldı ve arasını ayırmadı. Akşam ve yatsı namazını da birlikte eda etti ve arasını ayırmadı.” [10]

10- Zerkani Taberani’den ve o da İbn-i Mes’ud’dan şöyle rivayet etmektedir: “Peygamber-i Ekrem, öğle ve ikindi namazını birlikte kıldı. Akşam ve yatsı namazını da birlikte kıldı. Bu hususta kendisine sorulunca da şöyle buyurdu: “Böylece ümmetim sıkıntı ve zorluğa düşmesin.” [11]

10- Haccac, Ebu Zübeyr vasıtasıyla Said b. Cubeyr’den, O da Abdullah b. Abbas’dan şöyle rivayet etmiştir: “Peygamber, Medine-i Münevvere’de hiçbir düşman korkusu ve yolculuk durumu olmaksızın öğlen ve ikindi namazını bir arada kıldı.” [12]

Daha sonra İbn-i Abbas Peygamber’in bu işten maksadı hususunda şöyle demektedir: “Zira Peygamber ümmetinden hiç kimsenin zahmete ve sıkıntıya düşmesini istemiyordu.” [13]

12- Müslim kendi Sahihinde, Said b. Cubeyr’den ve o da İbn-i Abbas’dan şöyle dediğini rivayet etmektedir: “Peygamber-i Ekrem, Medine-i Münevvere’de öğle ve ikindi namazı ile akşam ve yatsı namazını bir arada kıldı. Oysa hiçbir korku ve yağmur da söz konusu değildi.” [14]

Daha sonra Said b. Cübeyr şöyle diyor: “İbn-i Abbas’a şöyle sordum: “Neden Peygamber namazı böyle kıldı?” İbn-i Abbas şöyle dedi: “Zira ümmetinden hiç kimsenin zahmet ve sıkıntıya düşmesini istemiyordu.” [15]

13- Ebu Abdillah Buhari, Bab-u Ta’hir’iz-Zohr il’el-Esr (öğle namazını ikindiye kadar ertelemek), bölüm başlığı da öğle namazının ertelenebileceğini ve ikindi vaktinde iki namazın bir arada kılınabileceğinin kanıtıdır. Nitekim Buhari bu babda şu rivayeti nakletmektedir: “Şüphesiz Peygamber (s.a.a) yedi rekat (akşam ve yatsı) ve sekiz rekat (öğle ve ikindi namazı) Medine’de kıldı.” [16]

Bu rivayetten de açıkça anlaşıldığı üzere sadece öğle namazını erteleyip ikindi vaktinde kılmak değil, önceki delillerden istifade edildiği üzere Peygamber-i Ekrem’e tabi olarak akşam namazı da ertelenebilir ve yatsı namazının vaktinde bir arada kılınabilir.

14- Buhari bu yüzden Sahih’inin başka bir yerinde şöyle diyor: “Abdullah b. Ömer, Ebu Eyyub Ensari ve Abdullah b. Abbas şöyle demişlerdir: “Peygamber, akşam ve yatsı namazını birlikte (ara vermeksizin) kılmıştır.” [17]

15- Müslim b. Haccac kendi sahihinde şöyle yazmaktadır: “Adamın birisi İbn-i Abbas’a, “namaz” dedi. İbn-i Abbas bir şey demedi. O yeniden, “namaz” dedi. İbn-i Abbas yine sustu. O şahıs yeniden, “namaz dedi” İbn-i Abbas yine bir şey demedi. Dördüncü defa “namaz” deyince İbn-i Abbas şöyle dedi: “Annesi olmayasıca! Sen bana namazı öğretmek mi istiyorsun? Oysa biz Peygamber ile iki namazı bir araya topladık ve her ikisini birlikte kıldık.” [18]

16- Müslim şöyle rivayet etmiştir: “Peygamber-i Ekrem, Tebük gazvesi yolculuğunda namazları bir arada kıldı. Öğle ve ikindi namazıyla, akşam ve yatsı namazını bir araya topladı.” Said b. Cübeyr şöyle diyor: “İbn-i Abbas’a bunun sebebini sorunca şöyle dedi: “Peygamber ümmetinden hiç kimsenin sıkıntıya düşmesini istemedi.” [19]

17- Müslim b. Haccac Muaz’ın dilinden şöyle rivayet etmektedir: “Tebük savaşına Peygamber-i Ekrem ile birlikte çıktık. Peygamber öğle ve ikindi namazı ile akşam ve yatsı namazını birlikte kıldı.” [20]

18- Malik b. Enes Muvatta adlı kitabında şöyle yazmaktadır: “İbn-i Şehab Salim b. Abdullah’a şöyle sordu: “Öğle ve ikindi namazı yolculuk esnasında bir arada kılınılabilir mi?” O şöyle dedi: “Evet hiçbir sakıncası yoktur. Sen Arefe günü insanların (iki namazı bir arada kıldığını) görmüyor musun?” [21]

Hatırlatılması gerekir ki Müslümanlar Arefe günü Arafat’da öğle ve ikindi namazının bir arada kılınmasını ve her ikisini öğlen vakti, ara vermeksizin eda edilmesini caiz görmektedirler. Burada Said b. Abdullah şöyle diyor: “İnsanlar Arefe’de her iki namazı bir arada kıldığı gibi Arefe dışında da iki namazı bir arada kılabilir.”

19- Muttaki Hindi, Kenz’ul-Ummal adlı kitabında şöyle diyor: “Abdullah b. Ömer şöyle diyor: “Peygamber-i Ekrem ikamet halindeyken ve yolculukta değilken öğle ve ikindi namazı ile akşam ve yatsı namazını birlikte kıldı.” Daha sonra bir şahıs İbn-i Ömer’e şöyle sordu: “Peygamber neden böyle davrandı?” O şöyle cevap verdi: “Ümmetinden iki namazı bir arada kılmak isteyen birisi sıkıntıya düşmesin diye.” [22]

Hakeza Kenz’ul-Ummal’da şöyle okumaktayız: “Peygamber (s.a.a) öğle ve ikindi namazını bir ezan ve iki kamet ile bir araya topladı.” [23]

21- Hakeza Kenz’ul-Ummal’da şöyle rivayet edilmiştir: “Cabir b. Abdullah şöyle diyor: “Peygamber-i Ekrem Mekke’deyken, güneş battı ve Peygamber Serf [24] bölgesine ulaşınca, akşam ve yatsı namazını birlikte kıldı. [25]

22- Kenz’ul-Ummal İbn-i Abbas’dan şöyle nakletmektedir: “Peygamber-i Ekrem, Medine-i Münevvere’de öğle ve ikindi ile, akşam ve yatsı namazlarını bir arada kıldı. Oysa ne sefer halindeydi ve ne de yağmur yağıyordu.” Ravi şöyle diyor: “İbn-i Abbas’a şöyle sordum: “Peygamber neden iki nmamazı bir arada kıldı?” İbn-i Abbas şöyle cevap verdi: “Zira Peygamber ümmetinin davranışlarında bir genişleme ve kolaylık olsun istiyordu.” [26]

Sonuç:

Burada zikredilen rivayetler ışığında şimdi de şianın bakış açısı esasınca iki namazı bir arada kılmanın sıhhatine tanıklık eden bu açık delillerin genel bir değerlendirmesini yapalım:

1- İki namazın bir vakitte kılınması, sıkıntıdan kurtarmak ve işi kolaylaştırmak içindir.

Rivayetlerin bir çoğu şu gerçeğe tanıklık etmektedir ki eğer, öğlen ve ikindi veya akşam ve yatsı namazının bir arada kılınması caiz olmazsa, bu Müslümanların işleri hususunda meşakkate sebep olur ve bu yüzden de Peygamber Müslümanların işinde bir tür kolaylık ve genişlik sağlamak için iki namazın bir vakitte kılınmasını caiz görmüşlerdir. Bu hususta onuncu, onaltıncı, on dokuzuncu ve yirmi ikinci hadislere müracaat ediniz.

Açıkça bilindiği üzere eğer mezkur rivayetlerden maksat, Ehli sünnetin dediği gibi öğlen ve ikindi namazını vaktin en sonunda (her şeyin gölgesinin kendisi kadar olduğu bir zamana yakın olacak şekilde) ertelenmesi, ikindi namazını da vaktinde kılınması böylece her iki namazın birlikte ve hem de kendi vakti çerçevesinde kılınması olsaydı, böyle bir şey kolaylık sebebi olmamakla kalmaz, hatta daha çok zahmete ve meşakkate sebep olurdu. Oysa iki namazı bir arada kılmaktan maksat işlerde kolaylık sağlamaktır.

Bu beyan üzere açıkça anlaşıldığı gibi maksat, iki namazı aralarındaki ortak vakit boyunca, örneğin mezkur vaktin evvelinde ve sonunda eda etmektir, birini namaz vaktinin sonunda diğerini ise vaktinin başlangıcında eda etmek değil.

2- Arefe’de İki Namazı Bir Arada Kılmak, Aslında İki Namazın Nasıl Bir Arada Kılınacağının Niteliğini Beyan Etmektedir

Bütün İslami gruplar, öğlen ve ikindi namazının bir vakitte Arefe’de kılınmasını caiz bilmektedirler. [27] Öte yandan bazı mezkur rivayetler de şu anlama tanıklık etmektedir ki başka yerlerde iki namazı bir arada kılmak da tıpkı Müzdelife de iki namazı bir arada kılmak gibidir ve bu açıdan Arefe günüyle diğer günler ve Arafat topraklarıyla diğer topraklar arasında hiçbir farklılık söz konusu değildir. Bu hususta on sekizinci hadise müracaat ediniz.

O halde Arefe’de öğlen ve ikindi vaktini bütün Müslümanların görüş birliği esasınca bir arada kılmak, mümkün olduğu gibi, Arefe dışında da söz konusu iki namazı bir arada kılmak caizdir.

3- Yolculukta İki Namazın Bir Arada Kılınış Şekli De İki Namazı Bir Arada Kılmanın Niteliğini Beyan Etmektedir

Bir taraftan Hanbeli, Maliki ve Şafii fakihler iki namazın yolculukla bir arada kılınmasını caiz görmüşlerdir ve öte yandan da söz konusu rivayetler bu konuda yolculuk ile hazer (vatan ve ikamet hali) arasında hiçbir farklılığın olmadığını açıkça beyan etmektedir. Peygamber-i Ekrem (s.a.a) de hem yolculukta, hem de hazer de (ikamet ve vatan halinde) iki namazı bir arada kılıyordu.

Bu konuda üçüncü, on birinci, on üçüncü, on dokuzuncu ve yirminci hadise müracaat ediniz. Bu esas üzere iki namazın bir arada yolculuk halinde kılınması (şianın dediği gibi) caiz olduğu gibi hazer halinde de (ikamet halinde de) caizdir.

4- Mecburiyet Halinde İki Namazı Bir Arada Kılma Şekli İrade ve İstek Halinde De İki Namazı Bir Arada Kılmanın Niteliğini Beyan Etmektedir

Sihah ve Müsned’de yer alan sayısız rivayetler Peygamber-i Ekrem’in ve ashabının yağmur yağma, düşmandan korkma ve hastalık hali gibi mecburi durumlarda iki namazı (şianın dediği gibi) birlikte ve bir vakitte eda etmişlerdir. Bu yüzden farklı İslami grupların fakihleri bazı zaruri haletlerde bunun caiz olduğuna fetva vermişlerdir. Oysa söz konusu rivayetler bu açıdan mecburiyet ile irade haletinin birbirinden farklı olmadığını açıkça beyan etmektedir. Peygamber-i Ekrem, yağmur ve düşman korkusu olmadığı durumda da iki namazı bir arada kılıyordu. Bu konuda üçüncü, on birinci, on ikinci ve yirmi ikinci hadislere müracaat ediniz.

5- Peygamber’in Ashabının Davranışı da İki Namazın Bir Arada Kılınış Niteliğini Beyan Etmektedir

Söz konusu rivayetler arasında Peygamber’in bir çok ashabının iki namazı bir vakitte ve birlikte eda ettiği gösteren bir nükteye rastlamaktayız. Nitekim Abdullah İbn-i Abbas akşam namazını hava kararınca ve yıldızlar belirinceye kadar erteliyor. Her ne kadar diğerleri kendisine namazı hatırlattıysa da onlara itina etmemiş ve sonunda akşam ve yatsı namazını gece bir miktar geçtikten sonra birlikte kılmış ve itiraz edenlere şöyle cevap vermiştir: “Ben Peygamber’in de böyle namaz kıldığına şahit oldum.” Ebu Hureyre de İbn-i Abbas’ın bu sözünü teyit etmiştir. Bu konuda ikinci, yedinci, dokuzuncu ve on beşinci hadislere müracaat ediniz.

Mezkur rivayetler ışığında İbn-i Abbas’ın şianın dediği gibi iki namazı birinin vaktinde kıldığı hususunda hiçbir şüphe kalmamaktadır.

6- Peygamber (s.a.a) Sireti İki Namazın Bir Arada Kılınış Metodunu Beyan Etmektedir

Yirmi birinci hadisten de açıkça anlaşıldığı üzere Peygamber akşam olunca henüz Mekke’de idiler ve akşam namazını Mekke’nin dokuz mil ötesindeki Serf bölgesinde kılıncaya kadar ertelemiştir. Sonra da akşam ve yatsı namazını aynı anda eda etmiştir. Oysa açıkça bilindiği üzere eğer Peygamber Akşam namazının başında Mekke’den hareket etmişse eski nakli araçlara teveccühen serf bölgesine ulaşıncaya kadar gecenin bir bölümünün geçmiş olması gerekir. Bu yüzden Peygamber, akşam ve yatsı namazını vaktinde birlikte eda etmiştir.

Tümü Ehl-i Sünnetin müsnet, Sihah ve hadis kaynaklarından nakledilen bütün bu rivayetlerden de anlaşıldığı üzere şianın öğle ve ikindi namazı ile akşam ve yatsı namazını bir vakitte söylendiği şeklinde bütün şartlarda, mekanlarda kılınabilecek bir genellikte, kılınmasının caiz olduğunu ispat etmektedir.

ABNA.İR



[1] el-Fıkh Ele’l-Mezahib’il-Erbe’e, Kitab’us-Selat, el-Cem’ Beyne’s-Selateyn Tekdim’en ve Te’hiren’den iktibas ile.

[2] Müsned-i Ahmet b. Hanbel, c. 1, s. 221

[3] Müsned-i Ahmet, c. 1, s. 251

[4] Muvatta-i Malik, Kitab’us-Salat, Üçüncü baskı, Beyrut, s. 125, 178. hadis; Sahih-i Müslim, c. 2, s. 151, Beyrut baskısı, Bab’ul-Cem’e Beyn’es-Selateyn fi’l-Hezer

[5] Mevatta-i Malik, Kitab’us-Salat, s. 134, 176. hadis, Üçüncü baskı, Beyrut, H. 1403; Sahih-i Müslim, Mısır baskısı, c. 2, s. 152

[6] Muvatta-i Malik, Kitab’us-Salat, Üçüncü baskı, Beyrut, s. 125, 177. hadis

[7] Muvatta-i Malik, Kitab’us-Salat, s. 124, 175. hadis

[8] a. g. e. s. 125, 179. hadis

[9] a. g. e. s. 125, 181. hadis

[10] Zerkani’nin Muvatta-i Malik kitabına yazdığı şerh, Mısır baskısı, c. 1, Bab’ul-Cem’e Beyn’es-Selateyn fi’s-Sefer-i ve’l-Hezer, s. 194

[11] a. g. e. , s. 194

[12] Sahnih-i Müslim, c. 2, Mısır baskısı, s. 151, Bab’ul-Cem’e Beyn’es-Selateyn fi’l-Hezer

[13] a. g. e. , Mezkur hadisin altında

[14] a. g. e, s. 152

[15] a. g. e. , s. 152, mezkur hadisin altında

[16] a. g. e.

[17] SDahih-i Buhari, c. 1, Kitab’us-Salat, Bab-u Zikr’il-İşa, s. 113, Mısır Baskısı, H. 1414

[18] Sahih-i Müslim, c. 1, s. 153, Bab’ul-Cem’e Beyn’es-Selateyn fi’l-Hezer

[19] Sahih-i Müslim, c. 2, s. 151, Mısır baskısı

[20] a. g. e. s. 152

[21] Muvatta-i Malik, Üçüncü baskı, Beyrut, s. 125, 180. hadis

[22] Kenz’ul-Ummal, Kitab’us-Salat, el-Bab’ur-Rabi’ fi Selat’il-Musafir, Bab-u Cem’, c. 8, s. 246; Birinci baskı, Haleb, H. 1391

[23] Kenz’ul-Ummal, Kitab’us-Salat, el-Bab’ur-Rabi’ fi Selat’il-Musafir, Bab-u Cem’, c. 8, s. 247; Birinci baskı, Haleb

[24] Serf, Mekke’nin dokuz mil ötesinde bulunan bir bölgedir. (Kenz’ul-Ummal, mezkur hadisin altında zikretilmiştir. )

[25] a. g. e.

[26] Kenz’ul-Ummal, Kitab’us-Salat, el-Bab’ur-Rabi’, Bab-u Cem’, c. 8

[27] Ale’l-Mezahib’îl-Erbe’e, Kitab’us-Salat, el-Cem’e Beyn’es-Selateyn, Tekdimen ve te’hrin

 



Yorumlar

- mustafa inci...
selamün aleyküm
bu cümlede bir yanlışlıkmı var?


f-Akşam ve yatsı namazının ortak vakitleri ise, akşam namazının özel vaktinin sonundan, akşam namazının özel vaktinin başlangıcına kadar devam etmektedir.


-
özgen... merhaba hocam
ikindi vakti girdiği andan itibaren kılınan öğle namazı kaza olarak mı kılmak gerekir?
ve yatsı vakti kılınan akşam namazı kaza mı kılmak gerekir?


- hamza aslan...
s.a.. evet şüpesiz namazların bu şekil kılınmasında bir sakınca yoktur bu konudaki deliller oldukça nettir öyleki kims buna itiraz edemez.. yanlız.bende şahsen kendim bir şia olarak.diyorum ki. bizim çıkarımız için bu namazları bi mazeretimiz yok iken .hepsini kendi zamanında kılsak ta daha fazla faziletinden yararlansak.acaba hatamı etmiş oluruz bu bizim karımızamıdır zararımızamı?. elbetteki akıl bunun daha sevimli olduğunu kabul eder. ve bu imkanların elimize bir kez geçeceğinide düşünürsek.bu ömrümüzü namazlar konusunda iyi değerlendirmemiz gerekir diye düşünüyorum.. ama malesef görüyorumki bu olay.su istimal edilmiş.. artık tamamen bir alışkanlık haline gelmiş. ve bence bu sadece tembelliktir.buda şii liğimize yakışmayan bir davranıştır.. ayrıca bukadarlada kalmıyoruz.. her namazımızı cem ettimiz için.. resulullah ın sünnetini terk etmiş oluyoruz. buda büyük bir kayıp deyilmi.. diyebilirsinizki ,bizler farz namazlardan soruluruz.. sünnetlerden sorulmayız.. eyvallah doğru. ama şu varki sünnetler sayesinde bizler sevap kazanırız.ve bunlar bu açıdan bizim için veli nimettir. öldükten sonra artık birdaha nereden buluruz bu fırsatı.. sizce bizlerin bu namazlardan alacağımız sevaplara ihtiyacımız olmayacakmı?. ve şu daha önemli bir mevzudur ki.oda sünnet namazların.. imamlarımızın dediği gibi..farz namazlarının eksiklerini yerine getirir. deyilmi bunu kimse inkar edemez sanırım.. o halde farz namazların sünnetlerini terk etmememiz gerekir. çünki kendi adıma konuşuyorum ben ne hz ali yim ne de diyer imamlar gibi namaz kılan bir insanım. eminimkı benim namazlarımda eksikler var. o halde dinin direği olan farz namazlarını sünnetlerle sağlama almak akıllıca bir iş deyilmidir.. ya benim farz namazım eksikliği dolayisiyle kabul edilmeyecekse ozaman halim nece olur.. hem neden ben bukadar tembellik edeyimki ben şii yim ehlibeyt in velayetini resulullah ın sünnetini en iyi yaşayabilmek için bu mektebi seçtim hak bildim .ozaman yakışırmı bana tembellik ve sünnet i terk etmek.ama görüyorumki herkes bunu yapıyor. artık birinin bunları düzeltmesi gerekmezmi.. eminim sadece ben deyilim imam ali gibi olmayan. hiç kimsede onun gibi deyildir.. ama gel görki bunu söylemek bile birilerin inadını kabartıyor. ben şahsen 5 vakit namazı kendi vakitlerinde kılıyor ve onların nafilelerinide kılıyorum. gerek olmadığı müddetçe de bunu böyle yapıyorum.. ve diliyorumki umarım arık bizimde camılerimizden 5 vakit ezan okunur ve 5 vakit namaz kılınır. umarım bu mezhepler arası bir inada dönüşmemiştir.. ben bir şii olarak diyer türlüsünü adet haline getirmemizin bu konuda tembellik yapmamızın farz namazların sünnetlerini terk etmek ve her namazı cem etmemizin.bize yakışmadını düşünüyorum bu benim görüşümdür. kimseyide bağlamaz. ama ben böyle yapıyorum. ve hep bunun arkasındayım. ve bence olması gerekende budur...ayrıca bu mesele diyer mezheplerle de aramızda fitne teşkil ediyor. ne gerek varki neden buna izin veriyoruz.. biz sadece namazların bu şekilde de kılınabileceğini söylüyoruz.. ama aslolanın peygamberin s a a.bunları çogunlukla hep kendi vaktinde kıldığıdır zaten..bu yöndende baktığımızda zaten bizim de daha çok 5 vakit olarak kılmamız gerekiyor arasıra yapılan devamlı yapılana tercih edilmez. bundan hiç bir zararımızda olmaz.. hangi insan bunun yanlış olduğunu zararlı olduğunu söyleye bilir.. ben böyle bir insanın olduğunu sanmıyorum.. tm tersine 1 hem farz namazlarımızı korumuş olacağız.2 nafileleri terk etmeyip sevaplarından yararlanmış peygamberin sünnetine bağlılığımızı gösterecek sevap alacağız.3 fitne unsurunu yok edeceğiz ve belki bu vesilieyle mezhepler arası sevgi de artacaktır... bn bu meseleyi daha öncede şii alimlerimize çekinmeden sordum.. onlarda doğruladı . ama hala bişey yok artık unların düzeltilmesini istiyorum umarım o günleride görürüm... inşallah beni iyi anlamışsınızdır.yanlış anlaşılmamışımdır.. selamun aleyküm


- hamza aslan...
yorumu hala incelemediniz sanırım.yada.kusura bakmayın hoşunuza gitmedi bilerek yayınlamadınız. eğer söylediklerimde bir yanlış varsa hesabı bana ait.ama yoksa.size


- hamza aslan...
yorumu hala incelemediniz sanırım.yada.kusura bakmayın hoşunuza gitmedi bilerek yayınlamadınız. eğer söylediklerimde bir yanlış varsa hesabı bana ait.ama yoksa.size


- hamza aslan...
evet sonra gördüm .hepsini aynı kare içinde paylaştınız için baştan aşağy bir yazı oldunu sandım teşekkürler hakkınızı helal edin. yorumların arasını ayıırsanız daha belirgin olur inş.hayırlı çalışmalar.selamun aleyküm


- s.///
Selamu aleyküm. Ben şahsen Hz. Ali'nin velayetini tasdik eden birisiyim ve caferiler gibi namaz kılıyorum. Ancak şunu diyecem ben secde ederken secde edeceyim yere taş falan koymuyorum ve bunun bidat olduğunu düşünüyorum. Sadece toprak veya topraktan olma şeylere secde edilebiliyorsak o zaman bunu Peygamberimiz'in (S.A.V.) yaptığı gibi yapmamız gerekmezmi. Peygamberimiz yanında üzerine secde etmek için taş veya tahta parçasımı taşıyordu. bunu dahi anlıyamıyormusunuz. Eyer yayınlamazsanız dahi lütfen bana cevabını yazın.


- Bismihi Teala
Selamun aleykum,
Sorunuzun ne olduğu tam olarak anlaşılmıyor, neyi kast ediyorsunuz? Eğer biraz açarsanız cevap verirken daha faydalı olur. Eğer kastınız adına türbet, mühür veya toprak, taş parçası denilen şeyin yapılarak üstüne secde edilmesini kast ediyorsanız ona göre cevap verelim. Bu işi peygamber efendimiz gibi yapmadığımızı nereden çıkarıyorsunuz? (peygamber efendimiz toprak veya hasıra secde etmiyor muydu?) Eğer peygamber efendimiz yanında böyle bir şey taşımıyorduysa artık böyle bir şey taşınmaz mı?! Taşınırsa ne olur? Dediğim gibi lütfen sorunuzu anlaşılır bir şekilde sorunuz ona göre cevap verelim. Size faydalı olacağını düşündüğüm önceden sitede yer alan bu makaleye bakınız eğer orada aradığınız cevapları bulamazsanız o zaman sorularınızı anlaşılır bir şekilde yazarsanız size inşallah en kısa zamanda cevap verilecektir. Editör.

http://www.abna.ir/data.asp?lang=10&Id=192766


- S....
Selamu aleyküm. Ben diyorum ki güzel bir araştıralım eyer Peygamberimiz veya imamlar secde toprak veya tapraktan bitme şeylere yapılabilir diyorsa artık bu konuda biz bir fikir yürütemeyiz. Ancak günümüzde Peygamber veya imam olmadığı için ilk önce hadislerin güvenirliliğini ve ne denmek istediğini tartışa biliriz. mesela diyorsunuzki;Hakeza Peygamberi Ekrem (s. . a) şöyle buyurmuştur: “Yeryüzü bana secde yeri ve temizleyici kılınmıştır.” [2]
Buradaki yeryüzünden maksat toprakmı yoksa dünyamı. bunu belkide ancak hadisin aslından anlayabiliriz. Maksat Dünya ise zaten bizimle alakası yoktur yok eyer topraksa niye hasırada secde ediyor. Ayrıca kasıt Topraksa ve bildiğim kadarı ile peygamberimiz yanında mühür taşımadığına göre demekki yere secde etmiştir ve bunun sonucu olarak elbiseside toprağa bulanmıştır peki bu durum "elbiseni temiz tut" ayeti ile çelişmezmi. Kanaatimce yapmışsada bu ayetin inmesinden önce veya belkide özel durumlarda olabilir. eyer toprak ondan teyemmüm alınması sebebi ile elbiseyi kirletmez diyorsanız. peki siz temiz elbise ile toprak üzerine namaz kılıp elbisenizi toprak çamur veya ot ile kirletip mescide, başkasına elbiseniz ile dokuna bileceğiniz kalabalık yerlere veya misafirliğe gidermisiniz. Ben bazen tarlaya iş elbisesi ile gittiğimde toprak üzerine namaz kılmayı tercih ediyorum ancak temiz elbise ile toprak üzerine namaz kılıp elbisemi kirleteceksem "elbiseni temiz tut" ayeti ile çelişmiş ayrıca o elbise hakkında israfa girmiş olmazmıyım. Ayrıca. Hişam bin Hakem şöyle diyor: İmam Sadık’a (a.s) üzerine secde edilmesi doğru olan şeyi sordum. İmam şöyle buyurdu: Secde sadece toprağa ve yenilecek ve giyilecek şeyler dışında yerde biten şeyler üzerinde olmalıdır.” Eyer ben pamuktan yapılmış bir kilim üzerine secde edersem kanaatimce bu hadise muhalefet etmiş olmam. bitme kelimesi toprakta gelişip büyüyen şeymi.yani demek istediğim petrol gibi şeyler buna dahilmi yoksa değilmi. çünkü petrolda yerden çıkar ve günümüzde birçok şey ondan elde edilir. Ayrıca bazı ashaptan örnek vermişsiniz acaba bu hadisler ne kadar güvenilir ve ne kadar önemsenmesi lazım niye bu hadislerin misalleri çok değil. ayrıca bu anlatılan ashaptan olanlar bunları devamlımı yapıyorlardı. Ayrıca beni ashabın ne yaptığından çok peygamberimizin ve imamların ne yaptığı ilgilendirir çünkü uyulması için gönderilen onlardır ve onlarda da galiba mühür diğe bir şey görmüyoruz. Mesela hadislerde belirtildiğine göre Peygamberimizin tesbih kullananları görüp onları nehy etmediği halde ben peygamberimiz kullanmadı için tercih etmiyorum ve yapmıyorum. son olarak şunu söyleyecem. Peygamberimizin yanında mühür taşımadığını bildiğimiz halde (ki ben öğle biliyorum) ve hasırın üzerine secde ettiğini bildiğimiz halde, niye bilmediğimiz şeyi yapıyoruzda bildiğimizi yapmıyoruz. Ayrıca secde yapmak için o mühre bağlı kalmak bana hiç akılcı gelmiyor. hiç bir hadiste de bildiğim kadarı ile bu yok. Öyle bir şeyi yapmayı düşündüğümde de kalbim hiç mutmain olmuyor. Bana puta tapanları çağrıştırıyor. Hala da bidat olduğunu düşünüyorum. Bilmiyorum gereği kadar açık oldumu. Lütfen bunu yayınlayınki doğru veya yalnış düşünüyorsam hep beraber bilelim. Ayrıca ayette geçen "göktekiler"demi gökte toprağa secde ederler yoksa bu toprağa secde sadece insanlar içinmi.


- S....
Selamu aleyküm. şunuda ekliyeyim kauçukta ağaçlardan elde edilir bu konudaki fikriniz nedir. bunu yayınlamasanısda olur.


- Bismihi Teâlâ
Selamun aleykum
Yazınızı okudum. Dediğiniz gibi eğer peygamber efendimiz ve imamlar secde toprağa veya topraktan biten şeylere edilir diyorsa bu konuda bir fikir yürütmeye ne bir hakkımız var ne de bir yetkimiz var. Etsek de bir faydası yok zaten, çünkü dini getiren peygamber ve emanet ettiği kişiler ehlibeytidir dolayısıyla onlar ne dese odur biz her ne dersek faydasız ve bir değeri yoktur. Buna rağmen konuyu açıp tartışmaya sürüklemeniz ilginç.
Olsun. ben yine de yazdıklarınıza kısa bir cevap vermek istiyorum. Günümüzde peygamber yok ama emanet bıraktığı ehlibeytinden imam- Zaman Mehdi (aleyhi selam) bulunmaktadır. Yer yüzünde her ne zaman dinle çelişen bir durum olsa ve dine darbe vurulan yerlerde müdahale etmiştir, edecektir. Sadece bizler bu tür konulardan haberdar olmadığımız için bu şekilde düşünüyoruz. İkinci olarak hadislerin güvenirliği ve ne demek istediği konusuna gelince evet bu durum İslam ilimlerini okuyanlara detaylı bir biçimde öğretilir bunun için “diraye” ve “rical” ilimleri vardır. Hadislerin tüm içerikleri her açıdan (hatta öyle bir noktaya gelir ki insanı sıkar ve der ki bu kadar da incelemek gerekmez ki) incelenir… Kim tarafından hangi şartlar altında söylendiğine kadar detaya inilir… yani bir hadisin, hadisliği ispat edilmeden ona hadis muamelesi yapılmaz ve kabul görmez… “Yeryüzü bana secde yeri ve temizleyici kılınmıştır” Biz böyle demiyoruz. Peygamber efendimizin tüm ulema tarafından kabul edilen sahih hadislerdendir. Hadisin orijinalinde (ارض) (arz) kelimesi geçer. Arzın manası ise Arapça da nettir. Asıl anlamı yer ve toprak anlamındadır. Yani Araplar arz denildiğinde çok iyi anlıyorlardı arzla dünyanın hiçbir alakası yoktur. Yani yer ve toprak (ve ondan biten şeyler) bana secde yeridir. Ben onlara secde ederim. Hasır da topraktan biten yenilen ve giyilen sınıfına girmeyen bir şeydir. O yüzden hasıra da secde edilmektedir. Peygamber efendimizin yaşadığı yıllarda cami ve mescitlerde hatta evlerin çoğunluğunda bile halı, kilim türü bir şey bulunmuyordu genellikle ya topraktı veya hasırdı. O yüzden yanlarında temiz bir toprak parçasını taşımalarına ihtiyaç yoktu. Gerçi toprağın yüzlerine bulaştığından ve başka sebeplerden dolayı bazen ashap yanlarında taş parçası getirerek mescitte namaz kılıyorlardı ve buna da resulullah ruhsat vermişti. Araştırırsanız bunu da görürsünüz. Yani bir taş parçasını kolaylık olsun diye ashaptan bazıları yanlarında taşıyıp camilere getirip üzerine secde ederek kılıyorlardı. “peygamberimiz yanında mühür taşımadığına göre demekki yere secde etmiştir ve bunun sonucu olarak elbiseside toprağa bulanmıştır peki bu durum "elbiseni temiz tut" ayeti ile çelişmezmi. Kanaatimce yapmışsada bu ayetin inmesinden önce veya belkide özel durumlarda olabilir.” Bu şekilde yazmışsınız. Hadisi öyle bir şekilde yorumlamışsınız ki şu ana kadar yeryüzünde her halde hiç kimse böyle bir yorumda bulunmamıştır. “elbiseni temiz tut” ayetinden maksat nedir? Bunu biliyor musunuz? Bence buradaki kastın ne olduğunu önce öğrenin. İkinci olarak toprak necis mi ki eğer toprağa bulaşsa elbise kirlenmiş olsun? Tam tersi toprak paktır hadisin ikinci kısmı bunu açıkça demektedir zaten. “Yeryüzü temizleyici” denmiştir. “eyer toprak ondan teyemmüm alınması sebebi ile elbiseyi kirletmez diyorsanız. peki siz temiz elbise ile toprak üzerine namaz kılıp elbisenizi toprak çamur veya ot ile kirletip mescide, başkasına elbiseniz ile dokuna bileceğiniz kalabalık yerlere veya misafirliğe gidermisiniz.” Bu şekilde yazmışsınız bu da oldukça ilginç. Çünkü birincisi sadece anlın toprak veya taşa konulması emredilmiş bedenin tümü değil. Bunu birbirine karıştırmayın. Ne alakası var dediklerinizle hadisin. Lütfen iyice bakın. Ayrıca ne o zaman ne de şimdi hiç kimse kendini toz toprağa bulaştırarak namaz kılmıyor. Eğer zorunlu bir durumda bu olursa o zaman da kimse o tozlu elbiselerle topluma çıkmaz zaten. “İmam Sadık’a (a.s) üzerine secde edilmesi doğru olan şeyi sordum. İmam şöyle buyurdu: Secde sadece toprağa ve yenilecek ve giyilecek şeyler dışında yerde biten şeyler üzerinde olmalıdır.” Eyer ben pamuktan yapılmış bir kilim üzerine secde edersem kanaatimce bu hadise muhalefet etmiş olmam. bitme kelimesi toprakta gelişip büyüyen şeymi” demişsiniz. Hadis açıkça diyor ki ‘yenilecek ve giyilecek şeyler dışında’ siz hale diyorsunuz ki pamuktan yapılmış bir kilim üzerine secde edebilirim! Kanaatimce. Bu ne yaman çelişkidir. Çünkü pamuk giyilecek topraktan biten bir şey değil midir? İnsanların giyim için kullandıkları en ideal ürün değil midir? Siz hale diyorsunuz ki kanaatimce olur!!!! kusura bakmayın ama siz hadisleri nasıl açıklıyorsunuz. Bundan dolayı İslam dininde peygambere, imamlara ve onların huzurda bulunmadıkları dönemlerde dinin en bilgin fakihlerine müracaat edin diye emredilmiştir. Her kes kafasına göre ayet ve hadisleri yorumlamasın ve dini fasit etmesinler diye. O yüzden Kur’an zikir ehline sorun diyor. O yüzden peygamberimiz işi ehline bırakın diyor. Bence siz ve sizin gibi düşünenler dini konuları bu ilimlerde eğitim almışlara bıraksa çok daha isabetli olur. petrol yerden biten bir şey değildir. bitmekten kasıt yani ağaç, bitki gibi şeylerin çıkması yetişmesi anlamındadır. Yoksa topraktan her çıkan şey anlamında değildir. altın, gümüş… bunlardan yerden çıkar ama bunlara secde edilmez. Yani ağaç, odun, bitki… türü şeylere secde edebiliriz. Ama elmaya, armuda, ekmeye, pamuğa … secde edemeyiz. Çünkü elma, armut, ekmek (buğdaydan sonraki aşamasıyla) topraktan bitmesine rağmen yenilecek şeylerdendir o yüzden hadisin birinci kısmıyla uyum içinde olmasına rağmen ikinci kısmı yani yenilmeyecek kısmına aykırı olduğu için secde edilmez. Ayrıca pamukta topraktan bitmesine rağmen giyilecek şey olduğundan ona da secde edilmez. Yünlü ürünlere de topraktan bitmemesi hasebiyle secde edilmez. Naylon, plastik… türü şeylerde aynı şekildedir. Ayraca bu konuyla ilgili hadisler sadece bunlar değildir. bilakis bu konu hakkında hadis oldukça fazladır. Biz burada sadece ehlisünnet kaynaklarını da getirelim düşüncesiyle diğerlerini aktarmadık. Hadisler de ayrıca madenlere secde edilmez cümlesi de vardır… hadisler çok fazladır. Konu anlaşılır kadarıyla hadislere değinilmiştir… mühür konusuna gelince mühür veya türbetin bir hususiyeti yoktur. Sadece kolaylık olsun diye bunu yaparlar ve camilere koyarlar veya yanlarında taşırlar. Çünkü camiye girdiğinde toprak veya taş parçası bulamadığından halk sıkıntı çekmektedir. Doğru ve sahih bir secde gerçekleştirmek için bunlar ihtiyaç vardır. Eğer böyle kolaylık olmasa halk ne yapacak? Bunu bir düşünün camiye girdim bin kişilik bir cami toprak, taş veya benzeri bir şey olmadığından halk ne yapacak? Evlere ve camilere toprak mı taşıyacağız veya ağaç parçaları… bir taraftan Allah’ın emri öte yandan zamanın değişmesiyle (her taraf halı) olmayan toprak ve taş parçası halk ne yapacak? Bu çok güzel bir şeydir ve kolaylıktır. Hatta bazen zorunludur. Ehli sünnetin tüm mezheplerinin de dediği gibi toprak en üstün secde aracıdır. Öte yandan peygamberimiz ve öteki imamlar en güzel toprağın kerbela toprağı olduğunu söylemişlerdir. Hatta hadislerde peygamberimizin o toprağı avucuna alıp yüzüne sürüp ağladığı rivayetleri vardır. İmam Hüseyin ve ehlibeytin İslam için Kerbela çölünde canlarını feda etmelerinden dolayı bu toprak bu zatlar tarafından kutsal kabul edilmiştir. Hatta bazı hadislerde bu toprağın şifa olduğu söylenmiştir… Bir taraftan en güzel secde edilme aracı toprak, diğer taraftan en güzel toprak ve ayrıca zamanın şartlarından dolayı kolaylığı aklı olan insan neyi tercih eder? Bir tarafta toprak, bir tarafta halı, bir tarafta kerbela toprağı. Eğer dine bakılırsa din diyor ki toprağı seç ve ayrıca diğer taraftan en güzel ve kutsal toprağın Kerbela toprağı olduğu söylenmiştir o zaman hangi toprak seçilmelidir? Bunun cevabı bellidir… secde etmek için hiç kimse mühre bağlı değildir. bazen ehli sünnet camilerine gidildiğinde insanların yanlarında toprak olmasa temiz, yazısız, yağsız… kağıt parçası kullanırlar. Hacca giden hacılar da eğer mermer yer varsa mermere yoksa bulabildikleri tahta tesbih veya kağıt parçasına secde ediyorlar… olayları çok abartmamak lazım. Dinimiz kolaylık dinidir… bana puta tapanları çağrıştırıyor demişsiniz. Bu nasıl bir benzetme bu nasıl bir düşüncesizlik… din Arapçadaki tabiriyle “teabbudi” dir. Yani Allah ve Resulü ne demişse odur. Bizim sorgulama hakkımız yoktur. Örneğin neden namaz kılalım, neden sabah namazını iki rekat öğlen namazını dört rekat kılalım, neden domuz eti yemeyelim, neden kumar oynamayalım… bunları sorgulayamayız. Bunlar emirdir. Eğer müslümansak ve bize emredilmişse yapmak zorundayız. Neden? Niçin?... soruları sorulamaz. Bunları yapmanın hikmet ve felsefesini öğrenebilir. Öğrenmemiz güzel de olur. ama onları sorgulama hakkımız yoktur. Burada da durum aynıdır. Eğer bize toprak… secde edin denilmişse edeceğiz. Benim hoşuma gitmiyor, bana bazı şeyleri çağrıştırıyor… diyemeyiz. Eğer bir şeyi Allah demiş ve emretmişse bizim hayrımıza ve menfaatimize olan şeyler denmiştir. Biz onun felsefesini bilelim bilmeyelim… dinin teabbudi olduğunu unutmayın. Toprak veya taş parçasına secde etmek sadece bir araçtır. Asıl olan yüce Allah’a ibadettir. Kastımız eğer Allah olmazsa halı üzerine de secde edilse aynıdır başka bir şey üzerine de. Ayrıca halı… bunlar daha çok dünyayı çağrıştırır insana. Ama toprak tam tersi yaratılışı, ahreti ölümü insana çağrıştırır. Bunların hepsinin felsefe ve hikmeti yazılmıştır. Hadisler de çok güzel açıklamıştır. Ben sadece yanlış eğilimlere sapmayasınız diye bu kadar açıklama yapma gereği duydum. Umarım bir faydası olur. ama yine de bir açıklama isterseniz onları yazın inşallah onlara da cevap verilir… editör.


- s....
selamu aleyküm. Hayırlı akşamlar. önce size şunu diyeyim ben bir arabım ve genelikle arapça konuşurum eyer hadiste arz denilmişse bu hem dünya için hem hem bazen az olmakla beraber toprak için kulanılır kuranda arz toprak içinmi kulanılıyor yoksa dünya anlamında mı mesela bakara 251 de "lefesedetül ard" toprak içinmi kullanılmış Ayetel kürside "lehü mefissemeveti vemefilard" toprak içinmi kullanılmış ve daha çok misal vardır. bir taş veya kağıt veya mühür arz olurmu.toprak Hz. Ali'nin lakabında olduğu gibi turab'tır.""""Yeryüzü temizleyici” denmiştir. “eyer toprak ondan teyemmüm alınması sebebi ile elbiseyi kirletmez diyorsanız. peki siz temiz elbise ile toprak üzerine namaz kılıp elbisenizi toprak çamur veya ot ile kirletip mescide, başkasına elbiseniz ile dokuna bileceğiniz kalabalık yerlere veya misafirliğe gidermisiniz.” Bu şekilde yazmışsınız bu da oldukça ilginç. Çünkü birincisi sadece anlın toprak veya taşa konulması emredilmiş bedenin tümü değil. Bu şekilde yazmışsınız bu da oldukça ilginç. Çünkü birincisi sadece anlın toprak veya taşa konulması emredilmiş bedenin tümü değil. Bunu birbirine karıştırmayın. Ne alakası var dediklerinizle hadisin. Lütfen iyice bakın."""ben size burda diyorumki Peygamberimiz toprağa secde etmişse tüm bedeniyle etmemişmi niye anlamazlıktan geliyorsunuz? Pamuk işlendiği şekilde kullanılır mesela biz pamuktan yorgan yaparız ve ya tıbbi bir malzemedir. mesela kilim giyilecek bir şeymidir. Pamuğu sadece giyilecek bir şey diğe düşünmeniz doğru değildir. ayrıca pamuk işlenmeden giyilmez. ama mesela bitkisinden koparıldığı gibi yere serilebilir. Mesela su hem içme hem temizlik aracıdır. Zikir ehli kim sizmisiniz ayrıca ben zaten soruyorum ve fikrimi söylüyorum. evlere taş ve toprakmı taşıyacağız demişsiniz yanı hasır döşesen olmuyormu bu hiç sizin aklınıza gelmiyormu. ben mühür için bana puta tapanları çağrıştırıyor dedim siz demişsiniz ki"""Yani Allah ve Resulü ne demişse odur. Bizim sorgulama hakkımız yoktur" mührümü Allah ve rasulu emretmiştir niye söylediklerimi saptırıyorsunuz lütfen ne söylediğimi doğru anlayın. Ben hangi Allah'ın veya rasülünün emettiği bir şey hakkında soru sordum. ben size toprağa secde edilmez dedimmi? lütfen mezhebi bir taaasuba girip her hizip kendi elindekilerle övünürlere katılmayın. Ve eyer yeterli bir bilginiz yaksa yeterli bilgim yok değin. Başka şeyler içinde cevaplarım var ama bence bu kadar yeter.lütfen bunuda yayınlayın. Hayırlı akşamlar.


- Bismihi Teala
Selamun aleykum,
Sizin Arap olmanız bir şeyi değiştirmez. Her Arap Arapça kaideleri bilir diye bir kural yoktur. Edebiyat bilgisi ile dili bir birine karıştırmayın. (ارض) kelimesinin asıl anlamı yer ve yer yüzü anlamında kullanılır bu ilk anlamıdır. Ama ikinci anlamı toprak anlamındadır. Bunu Arapça Arapça sözlüklere veya Arapça Türkçe sözlüklere baksanız görürsünüz. (dediğiniz doğrudur toprağın Arapçadaki ilk anlamı تراب turap veya türbettir.) Bunu da anlamanın yolu cümledeki garine veya garine-i haliye denilen kaideden anlaşılır hangi anlamda kullanıldığı. عین kelimesinde olduğu gibi cümledeki kullanım ve karineye göre hangi anlamda kullanıldığı anlaşılır. Burada bu anlamda kullanılmıştır. Yani dünya bana temiz kılındı anlamı söz konusu bile değildir. Ayrıca tüm İslam alimleri Sünni olsun Şia olsun dediğim mana da kullanmışlardır. Eğer fıkıh kitaplarına bakarsanız görürsünüz. Yani bir kelimenin başka eş anlamı var diye öteki anlamlarıyla karıştırmamak lazım. Bir de bu işin erbabı üstatlar bu konu da ne buyurmuşlar buna bakmak gerekir. Yani bu konu yoruma açık bir şey değildir. Çünkü yorumluk bir tarafı da yoktur. Arapça edebiyatına az bir aşinalığı olan biri böyle münakaşalara girmez. Çünkü anlamı açıktır. Başka anlama gelmez. Peygamberimizin toprağa secde edilme konusunu diyorsunuz. Size şunu diyeyim. Namaz sırasında yere temas etmesi gereken iki el, iki diz, iki ayak başparmağı ve bir de alın olmak üzere yedi organdır. Bunların dışındaki burnun yere gelmesi müstahptır. Yani Allah’ın bizden istediği sadece alnın toprağa gelmesidir diğer yerlerin taşa, toprağa, kilime halıya gelip gelmemesi önemli değildir. Bu konuda olan hadislerden bazılarına eğer bakarsanız görürsünüz ki ashaptan bazıları başlarındaki sarıklarını yere serip üzerinde namaz kıldıklarında bazıları alınlarını da onun üzerine koymak istediğinde Peygamberimiz buna karşı çıkar alınlarının yere gelmesini isterdi. Ashap ya Resulullah toprak çok sıcak alnımızı yakıyor dediklerinde. Efendimiz yere su serpin serinlesin o şekilde namaz kılın diye buyururdu (veya yer çok soğuk olduğunda da elbise türü şeylere secde etmelerine izin vermiyordu). Yani altlarına sarıklarını kullandıkları zaman bile alınlarına izin vermiyordu. Yani kısacası kimse bedenini namaz sırasında toprağa bulamaz. Bulasa bile bir sakıncası yoktur. Peygamberimiz namaz sırasında tüm bedenini toprağa buladığını nereden çıkarıyorsunuz?! Bunu bir açıklayın. Bu konuda bir zayıfta olsa bir hadis mi var? Varsa söyleyin bizde bilelim. Yoksa kafanıza göre yorumlarda bulunmayın dinin ahkam kısımları yoruma açık değildir. Farz edin ki peygamberimiz toprak üzerinde namaz kılardı ve her tarafı toz toprak olurdu… ne olacak olamaz mı? Olsa bile insanların içine o şekilde çıktığını nereden farz ediyorsunuz. Eğer biz Resulullah’ın günah ve hatadan uzak olduğunu biliyorsak o zaman o ne yaparsa her şeyin doğrusunu yapacak ve mutlaka yanlış bir iş yapmayacaktır. Toplumun içine nasıl çıkacağını da her kesten daha iyi bilmektedir ve ümmetine de nasıl topluma çıkılması gerektiğini söylemiştir. Zaten o yüzden bu konuda endişe etmenize gerek yok. Gerçek bir mümin bu tür şeylere riayet eder zaten… yazıyı eğer düşünerek okumuş olsaydınız anlardınız mühürün felsefesini. Orada zaten defalarca denildi ki bu bir kolaylıktır ve sevabı daha fazladır… Resulullah bunu dememiştir, ama onun zamanın da bu işi yapan bazı ashap vardı ve bundan onları nehyetmemiştir. Bu bizim için hüccettir. Peygamberin sözü, ikrarı ve sessizliği bizim için sünnettir. Buna lütfen dikkat buyurunuz. Bu ve bu konudaki hadisler Resulullah’ın hadisleridir. Dolayısıyla Allah’ında buyrukları olmuş olurlar… Hadiste pamuğun zatından bahsedilmiyor. Hadiste anlatılan şudur: yani bu pamuk insanlar arasında ne işe yarıyor bundan hangi amaçlar için yararlanmaktadırlar. Yoksa pamuk pamuk olarak kalırsa zaten giyilecek bir şey olmaz veya kilim ve halıya dönüşmez. Dolayısıyla Resulullah’ın emri boşa gitmiş olurdu. (çünkü pamuğun yaratılma felsefesi bu tür yerlerde kullanmak içindir) Yani bu sonraki aşamada ne işe yarar onu demek istemektedir. Bunu da tüm İslam alimleri bu şekilde anlamış ve açıklamıştır. Dolayısıyla pamuğa pamuk hâletindeyken de secde edemeyiz, çünkü o insanlar tarafından giyilecek şeylerde kullanılmaktadır. Yani bil fiil olsun bil kuvve olsun fark etmez. Zikir ehline gelince peygamber efendimiz buyurmuştur zikir ehlinin kim olduğunu önceki yazıda da belirtmiştim. Zikir ehli Resulullah ve ehlibeytidir. Daha sonra onların işaret ettiği gerçek, kendini yetiştirmiş, İslam dinini tam olarak anlamış müçtehitlerdir. (bunun şartları kendi yerinde tek tek zikredilmiştir) yani bizler değiliz ve olamayız. Evlere veya camilere mühür yerine hasır da döşenebilir tabi ki bu da bir çözüm yoludur. Ama genellikle bunu kimse şimdiye kadar yapmamıştır. Her halde küçük ve toprağı insanın anlına yapışmayan hazır ve gayet temiz olan bir taş parçasını caminin içinde kenar bir yerde masanın üzerine koymak veya evde seccadenin içinde saklamak daha kolay ve pratiktir. Bu asırda kimse her halde evinde veya camide hasır kullanmak istemez. Tabi dediğimiz gibi bunu şahsi yapmak isteyenler olmuştur. Bu şekilde de yapılabilir. Önemli olan toprak veya topraktan biten bir şeyden olmasıdır. Bunu tartışmanın da bir anlamı yoktur. Gördüğüm kadarıyla sizde bu düşüncelere katılıyorsunuz yalnızca bakış açılarımızda farklılıklar bulunmaktadır. Yoksa Allah’a sığınırım bir birimizi eleştirmek veya rencide etmek için bir açıklama burada yapılmamaktadır. Biz burada sizin sorularınıza yönelik bir cevap verdik ve sorularınıza başka anlamlar yüklemedik. Kesinlikle bizim taassubumuz yoktur olamaz. Zaten bir konu hakkında bilgimiz olmasa da o konuda bir araştırma yaparak gerekli cevabı vermeye çalışırız. Eğer e-mail adresinizi yazsaydınız oraya daha farklı şeyler yazardık. Ama maalesef yazmamışsınız. Yazınızın bazı yerleri yayınlamaya uygun olmadığı için yayınlamadık. Bazı yerlerini yontarak verseydik de bir faydası olmazdı, ama eğer isterseniz o sansürlemeden sonra yorumunuzu yayınlayabiliriz. Editör.


- s....
Benim kanaatimce insanlardan bir şey saklamıyorsanız yayınlanmasında bir sakınca yok. benim mesajımı olduğu gibi yayınlamazsanız ben size bu konuda cevap vermiyecem. Siz bilirsiniz ister yayınlayın ister yayınlamayın bu sizin elinizde ancak arayanın doğruyu bulması için yayınlamanızı isterdim ve buda Hz. Ali'nin gerçek şiilerine daha çok yakışır. ayrıca bence yayınlamazsanız günah işlemiş olursunuz. dediğim gibi ister yayınlayın ister yayınlamayın ben sizi zorlamıyorum. ayrıca bence sadece bu konu değil kurana bile ters düştüğünüz konular var ben istiyorumki madem bunu Peygamberimizin vasiyeti üzerine imam Ali'ye tabi olmakla doğru bir yerden başlamışsınız bunu böyle sürdürün. Bir şeyi sırf şeyhimiz veya büyüğümüz söylemiş diğe ve kuranda veya sünnette açık bir hükmü varsa kuranı bırakıp şeyhimizemi uymamız lazım. Ben bunun gibi misalleri sizin şiilikte gördüm. demekki bu Hz. Ali'nin şiiliği olmayabilir. Belkide ben kötü bir insanım. ama istiyorumki dinin özünü yaşıyalım. o mesajı yayınladığınız takdirde fitneye veya bazı kişilerin sizin hakkınızda kötü zanlara kapılmasından çekiniyorsanız size iki şartım var Ben söylüyorum diğe değil Sırf Allah için; bir şeyi ilk önce kuranın sonra hadislerin sonrada imamların hadislerinin anlattığı gibi yapalım bir şey kuranda varken hadisleri kuranın önüne almayalım bence doğru yol budur. sizde bunlara ters düşen şeylere rasladım. """Ahzap 67. Yine derler ki: "Ey Rabbimiz! Biz beylerimize ve büyüklerimize itaat ettik de bizi yanlış yola götürdüler." Her ne kadar bu ayet kafirler için söylenmiş olsada bundan şunuda anlıyoruz. eyer şeyhlerimize ve büyüklerimize uyarsak onlar bizi saptıra bilirler ve genel olarak düşündüğümüzde bu yol çok güvenli değil ve bence fırkacılık yoldur.ve başka bir ayette şu tavsiye edilmektedir zümer 18.O kullarımı ki, onlar sözü dinlerler,sonra da en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah'ın doğru yola ilettiği kimselerdir. Gerçek akıl sahipleri de onlardır. * Allah bize bir yerde de bu çeşit öğrenmeyi tavsiye etmektedir. yani insanların veya alimlarin dediklerine bakıp en güzel en mantıklı en kurana uyan söyleyene uyalım. kimileri kuran için olduğunu savunuyor. bence kuran için deyil kuran için olsa dahi kuranda daha iyisi varsa peki sizin şeyhin sözlerinde iyisi yokmu.eyer kuran içinse kuranda bile seçici davranmaya çağırılıyorsak peki şeyhimizde seçici olmayacakmıyız.Ama birlik için bir şeyhe uyulması ayrı bir konudur. Şimdilik bununla yetinecem. ikinci şartımda bu yazıları dini büğüyünüze ulaştırmanızdır ayrıca o "müslümanların birlik ve beraberliği " adlıyazıyıda iletirseniz çok sevinirim. Sen kimsinde bizden bunları istiyosun diyorsanız. ben Allahın aciz ve günahkar bir kuluym. ama bunları sizden Allah için istiyorum.ister yapın ister yapmayın. Bu tartışma yazılarınıda silebilirsiniz. Allah yolunda ve Allah'a emanet olun. İnşallah Allah'ın ve peygamberimizin vasiyet ettiği gibi Hz. Ali'nin Şiileri oluruz.


- Bismihi Teala
Selamun aleykum,
Ben olayın uzamaması ve yaptığımızın gerçekten bir bilgi alış verişi olması ve yazıda olan bazı sözlerden dolayı yazıyı yayınlamamıştım, ama bundan rahatsız olmanız beni de rahatsız ettiğinden yazılarınızı yayınladım. ama sizden ve diğer okuyuculardan istirhamım bu yazıları bir münakaşa veya cidal anlamında almasınlar. bizim buradaki görevimiz insanlara elimizden geldiği kadarıyla yardımcı olmaktır başka bir amacımız bulunmamaktadır. Allah siz ve öteki okuyucularımızın yardımcısı olsun ve gerçek Peygamber ve Ehlibeyt taraftarı kılsın. Editör.


- s....
Selamu aleyküm. Hayırlı akşamlar. Bunları yayınlamanız beni memnun etti. Allah sizden razı olsun. İnşallah doğruyu arayanlar içinde faydası olur. Hz. Ali diyorki kimin dediğine değil ne dediğine bakınız ( tabiki diyen fasık birisi ise doğruluğunu araştırmak lazım).Bir filimde duymuştum (belki biraz yanlış hatırlıyorum) diyordu ki;""" Allah'ın yanında ömemli olan, iyi olmanız değil (yada iyi olmanızdan çok) iyi olmak için verdiğiniz çabadır.""" Belkide bu söz tam doğru olmamakla beraber bence bu sözden dersler çıkarmamız lazım. Zaten yanılmıyorsam bir imamada (12 imamlardan) """doğuştan güzel ahlaklı olanmı daha iyidir yoksa sonradan çaba sarfedipte ahlakını güzelleştirenmi daha iyidir diye sorulmuş imamda çaba sarfeden daha iyidir çünkü bu iş için çabalamıştır"""gibi birşey okumuştum. Allah bizleri doğruyu bulmaya çabalayıp bulanlardan ve Allah'ın onlardan kabul ettiklerinden etsin. Hz. Ali'ninde dini öğrenme yolunda Annesinden babasından öğrenen dininden dönebilir ama kendi çabasıyla ve araştırarak öğrenen dininden dönmez (yada kolay kolay dönmez) gibi bir sözü vardır. Mailimi vermememin sebeplerinden hem bir şekilde riyakarlığa girebilir diğe.( ama gerçekten luzumlu olduğu zamanlarda da veririm) hemde bunu açıktan yapalımki bir ilim meclisine benzesin de inşallah birileri istifade etsin (benim veya sizin sözlerinizden fark etmez ben illaki ben doğruyum demiyorum okusunlar kendileri karar versinler) ve ayrıca fısıldaşmaya benzemesin diğe. çünkü bu da yani fısıldaşma kuranda iyi görülmeyen hareketlerdendir. Son olarak Ard hakkında siz arz diyorsunuz (anlaşılsın diğe dedim) tartışmaya girmeden kısa bir açıklama yapayım. peygamberimiz'in""" Resulullah bunu dememiştir, ama onun zamanın da bu işi yapan bazı ashap vardı ve bundan onları nehyetmemiştir. Bu bizim için hüccettir. """ """Gerçi toprağın yüzlerine bulaştığından ve başka sebeplerden dolayı bazen ashap yanlarında taş parçası getirerek mescitte namaz kılıyorlardı ve buna da resulullah ruhsat vermişti. Araştırırsanız bunu da görürsünüz."""demişsiniz. Ancak sizin burda göz ardı ettiğiniz bir şey var sizin değiminizle Rasulullah'ın ruhsat verdiği kişiler taşı ard'ın üzerine koyuyorlar (çünkü koymadıkları zaman yüzlerine toprak bulaştığından bunu anlıyoruz) ard'la bağlantısını kesmiyorlar.taş ard'tan ayrıldığında ard değil taştır. Arapçada hacre ve hicar dediğimiz. Taş ard'ı oluşturan şeylerden olduğu için içinde veya yüzeyinde olması ard'a dokunduktan sonra fark etmez kanatimce. ancak ard'tan ayrıldıktan sonra o taş veya toprak fark etmez ard değildir. Mesela kamyona veya uçağa toprak doldurursak o toprağa ard diyebilirmiyiz. Demekki taş veya toprak türkçede dünya diğebileceğimiz yerküreye bağlı olursa ard'dır. Allah bizleri kendisine Peygamberine ve halifesine uyanlardan etsin. Rasulullah demişki; benden sonra Ali'ye uyun. Bunu ashabından başka kim için söylemiş? Bunu bazı okuyucuların tefekkür etmesi için yazdım. lütfen bunuda yayınlayın Allah'a emanet olun.


- emrah
slm ben namaz kilmak istiyorum gercekten hep yapacm diyrum ama ehliyl bet namazi kilmak istiyrum sia lar gunde 3 kere namaza giderler ama 5 vakit namaz kilarlar bunu gordum ama ben kitaplarda farz sunnet diye namazlar okudum biri kilinmasi mecbur olan biri kilinmasi mecbur olmayandir yanlis anlamadiysam ama ben ikisini kilmak istiyrum mumkun mu ve bana yardim edermisiniz tskr ederim

***
Bismihi Teala
Selamun aleykum
Sayın "Emrah" beyefendi, siz tam olarak bizden ne istediğinizi söyleyin biz elimizden gelen herşeyi yaparız. Lütfen ayrıntısıyla neyi öğrenmek istiyorsanız bize bildirin ona göre gerekli açıklamaları yazalım. Editör.


- emrah
slm 1.ben sia larin namazini kilmak istyrum ama 5 vakit diyorlar 3 kere camiye gidiyrlar bu hangi saatler arasi oluyr bunu bilmek istyrum ve farz namazin sunnetini de kilmak istyrum daha cok allaha yakin olmak istyrum bu konuda videonuz varmi gnderebilirmisiniz yada ayrintili bilgi verirmisiniz
***
Bisimihi Teala
Selamun aleykum
Sayın "Emrah" beyefendi, size bir sorum olacak onu yanıtlarsanız eğer inşallah en geç bu gece yarısı size istediğiniz yazıyı ayrıntılarıyla hazırlayıp buradan yayınlayacağım. siz aslen sünni misiniz? ve önceden namaz kıldınız mı? kılmadıysanız namaz surelerini biliyor musunuz? kısacası bu konu hakkında bilgi verirseniz açıklamayı ona göre yazalım. Editör.


- Bismihi Teala
Selamun aleykum
Sayın "Emrah" beyefendi, inşallah Peygamber efendimizin kıldığı namaz olan Ehlibeyt namazının ayrıntılarını sizin için hazırlayıp sitede yayınlayacağız. Editör.


- tolga
selamun aleykum şiilerde cemahat namazinda niyet nasil edilir.
***
Bismihi Teala
Selamun aleykum
Cemaat namazı kılmak için cemaate karışarak namaz kıldıran imamın arkasında durup hangi namazı kıldığını bilerek yapman o namazın niyeti hükmündedir. ama eğer illa da dille söylenmek isteniyorsa "örneğin öğlen namazını cemaatle kılıyorum gurbeten ilallah demek" yeterlidir. Editör.


- yö
3- Maliki mezhebinin kurucusu Malik b. Enes Muvatta adlı kitabında şöyle yazmaktadır: Allah Resulü (s.a.a) düşman korkusu veya yolculuk olmaksızın öğlen ve ikindi namazını birlikte kılıyor, akşam ve ikindi namazını da bir arada eda ediyordu. [4]

Burada bir yanlışlık mı söz konusu, akşam ve "YATSI" şeklinde olmayacak mı? Yoksa kaynakta mı öyle yazılı.
***
Düzeltildi.


- camoka
Öncelikle tüm müslümanlara ,allahin rahmeti üzerine olsun...sevgili arkadaslar..sizlere en dogru sözü allah 'dan baska kim söyler...egrr sizler islamiyeti, din'i, helal, harami, namazi ve insanlara en güzel yasamayi yüce kur'ani kerim belirtiyor zaten...kitap elimizde, okuyup anlamadan ondan bundan kulaktan duyma ile ögreneceksek ..daha nice mezhepler ve daha nice bölünmeler ortaya cikacaktir....sizlere ilahiyatci kuran arastimaci arkadaslarin ortaya cikardigi bir gercegi sizlere tavsiye ederim....yalniz bu kitabi okurken lütfen ön yargiyi silip sabirli bir sekilde okuyun..daha sonra kurani kerimi okuyun...ortaya muhtesem güzel saf berrak bir din göreceksiniz..allah hepimize rahmet etsin.kitabin ismi (uydurulan din ve kurandaki din) bu kitabi bilgisayarinizada yükleye bilirsiniz...bundan sonra mezheplerin ne büyük bir darp biraktigini anlayacaksiniz...saygi ve sevgilerimle



E-posta:
İsminiz:
Yorum:
Enter security code
erfan
ABNA World Service
Englishالعربية
Françaisاردو
Españolفارسی
Русский中文
DeutschTürkçe
Azeri (cyr) Azeri (ltin)
Melayu Indonesia
বাংলা हिन्दी
Swahili Myanmar
BosanskiABP sites
  Son Haberler